İleri Yaş Hastalığı Olarak Glokom

“Körlük, öldükten sonra yaşamak gibi bir şey.”
Cemil Meriç

Glokom, Retina Ganglion Hücrelerinin bir dizi reaksiyon ile hasarlaşması veya ölmesi sonucu gelişen ilerleyici optik sinir hastalığıdır (1).

Dünya körlük nedenleri arasında ikinci sırayı alan glokom nedeniyle, 6.5 milyon insan görmesini kaybetmiştir, bu sayı toplam körlüklerin %13.5’unu oluşturur. 70 milyon insanda ise glokom vardır. Ancak bunların yarısına henüz tanı konulabilmiştir. Glokom her yaşta karşımıza çıkan bir hastalık olmasına karşın olguların %75’i 65 yaşın üzerindedir. Hastalığın kalıtımsal olduğuna dair kuvvetli deliller vardır. Her 10.000 kişiden 4’ünde görülür. Bu oran yaş ilerledikçe artar, 40 yaşının üzerinde görülme olasılığı %2’dir (2).

Glokom halk arasında göz içi basıncının (GİB) yükselmesi olarak bilinmesine rağmen aslında, bir optik sinir hastalığıdır. GİB yüksekliği sadece bir risk faktörüdür.

Risk Faktörleri
  1. Yaş: Yaşla glokom gelişme olasılığı artar. İstatistiki oranın anlamlı derecede yükseldiği yaş grubu 40 ve üzeridir (3).
  2. Irk: Irklara göre hem genel glokom görülme sıklığında, hem de glokom tiplerinin ortaya çıkışında değişiklikler gözlenmektedir. Afrika kökenlilerde daha sık görülür, Asya ırkında ise Kapalı Açılı Glokom dediğimiz glokom tipi diğer ırklara göre fazladır.
  3. Göz İçi Basıncı Yüksekliği: Toplumun ortalama GİB değeri 10-20 mmHg arasında değişir. Bu değerler, normal anlamına gelmez. Normal diyebileceğimiz basınç kişiler arasında değişiklikler gösterir. GİB değeri yükseldikçe glokom olma olasılığı artar. Ancak 20 mmHg basıncın altında GİB değeri bulunması, %95 oranında glokom olunmadığını gösterir. “Normal Basınçlı Glokom” adı verilen glokom tipinde basınç 20 mmHg altında olduğu halde gözde glokomatöz değişimler gözlenir.
  4. İnce kornea: Ortalama kornea kalınlığı 550 mikrometredir. İnce kornealılarda GİB ölçülen değerin üstündedir. Çeşitli çalışmalarda her 40 mikrometre kornea kalınlık azalmasının glokom gelişmesi ve glokomun kötüleşmesini 1.7 kat artırdığı gösterilmiştir.
  5. Aşırı miyop veya hipermetrop olunması: Miyoplarda Açık Açılı Glokom, hipermetroplarda Kapalı Açılı Glokom görülme olasılığı diğer insanlara göre fazladır.
  6. Vücut hastalıkları: Hipertansiyon, Hipotansiyon, Karotis yetmezlikleri, Kalp hastalıkları, Migren, Diyabet, Kan hastalıkları glokom riskini artırır.
  7. Ailede glokomlu kişi bulunması: Yakın akrabalarında glokomlu kişi bulunanlarda glokom gelişme riski 3-5 kat fazladır.
  8. Travma: Göz travmaları iridokorneal açı veya gözün ön segmentinde hasarlaşma yapabileceği için risk yaratır.

Glokomatöz Hasar Nedir, Nasıl Oluşur?
Glokomun nedeni ve fizyopatolojisi tam olarak anlaşılamamıştır. Sonuçta, görme hücreleri, aksonlar, sinir lifleri ve göz sinirinin hasarı sonucu görme kabiliyetimizde bozulmalar meydana gelir (4). Olayı açıklayan birkaç görüş vardır. İlk görüş, GİB yüksekliği sonucu göz sinirine mekanik bir bası oluştuğu ve hasarlaşmanın bundan ileri geldiği idi. Ancak GİB değerlerinden bağımsız glokomun ortaya çıkışı veya glokomun ilerlemesi bu görüşün doğruluğunu zayıflattı. Bugün “apoptozis”, yani hücrenin programlı ölümü teoremi ilgi toplamaktadır. Apoptozis, hücrelerin kendilerine olan gereksinim ortadan kalktığı zaman kendilerini öldürme kabiliyetidir. Tümör hücreleri hariç, tüm hücrelerde görülen normal bir durumdur. Glokomda nedeni tam bilinmeyen bir mekanizma ile ganglion hücrelerinde apoptozis olmaktadır. Vücuda ait genel vasküler problemler ve GİB yüksekliği gibi risk faktörleri patolojik sürecin başlamasında ve devamında etki göstermektedirler.

Sınıflaması
  1. Doğumsal: Gözün yapısında, anne karnındayken meydana gelen anatomik bir bozukluk vardır. Bebek doğduğunda glokomlu doğar.
  2. Birincil Glokom: Başka bir göz veya vücut hastalığına bağlı olmaksızın ortaya çıkan glokom tipidir. En sık görülen glokom tipidir. Açık Açılı ve Kapalı Açılı iki farklı türü vardır.
  3. İkincil Glokom: Bir göz hastalığı veya travma sonrasında gelişen glokom tipidir. Şeker hastalarında ortaya çıkan glokom genellikle bu tiptir.

Glokom hastalığında tanının konulması kadar tipinin saptanması da önemlidir. Çünkü tiplere göre değişen tedavi seçenekleri vardır.

Hastanın Şikayetleri
Şikayetlerde dramatik farklılıklar olabilir. Ağrıdan duramayan bir hasta ile karşılabileceği gibi, gözlük muayenesine gelmiş ve hiçbir şikayeti olmayan hastalarda da glokom saptanabilir. Şikayetlerdeki farklılık glokom tipi ile ilgilidir.

Glokom Muayenesi
Glokom muayenesinin ana teması glokomun saptanması ve hangi tip olduğuna karar verilmesidir.

Glokom tanısı koyabilmek için Optik Sinir ve görme alanında glokomatöz değişikliklerin bulunması ve GİB nın “o” hasta için yüksek olması gerekir.

Göz İçi Basıncının Ölçülmesi: Tonometre denen aletler ile ölçülür. Göze temas eden ve etmeyen iki ayrı çeşidi vardır. Göze temas etmeyen tonometreler kontaminasyon riski olmadığı için avantajlıdır. Ancak ölçüm güvenliği açısından göze temas eden tonometreler daha güvenlidir.

Sonuçlar mmHg değerinde saptanır. Yukarıda belirtildiği gibi bulunan değerin “normal değer” olup olmadığı, hastanın yaşı, kornea kalınlığı, retinası ve optik sinirinin durumuna göre saptanır.

Optik Sinirin Değerlendirilmesi: Optik diskin değerlendirilmesi, glokom tanısında en önemli bölümdür. Bunun için herkesin bildiği oftalmoskopların yanı sıra dijital veri elde edebileceğimiz yüksek teknoloji ölçüm araçlarından da yararlanabiliriz.

Glokomlu kişilerde optik diskin ortasındaki çukur alanda genişleme, kenarlarında incelme, diskte soluklaşma, damarlarda nasale itilme, optik siniri terk eden damarlarda kavisli ve hendekten atlama belirtisi gözlenmesi, papilla çevresinde atrofi ve disk hemorajisi gözlemlenebilir.

Optik sinir başının ve sinir liflerinin tomografisi veya kalınlıklarının ölçülmesi için kullanılan dijital ölçüm cihazları ile de glokomun hem tanısı, hem de progresyonu gösterilebilir. Ancak bahsi geçen sofistike aletler, henüz gelişimlerini tamamlamamıştır ve standardizasyonları yeterli güvenlikte değildir.

Görme Alanı: Perimetre denilen aletler kullanılır. Glokomlu kişinin görme alanı hakkında bilgi verir. Glokomun tanısı ve takibi açısından çok önemli bir testtir. Görsel yollar ve santral sinir sistemi hastalıklarında da görme alanı defektleri çıkacağı için, glokoma özgü görme alanı defektlerinin olması anlamlıdır.

Farklı test stratejileri vardır. stratejiler, muayenesi yapılmak istenen ganglion hücresi tipi ve görme alanı genişliğine göre değişim gösterir. Testi öğrenme ve test süresinin uzunluğuna bağlı hatalı sonuçlar çıkabilir. Bu yüzden görme alanı sonucunu değerlendirmeden önce test güvenlik kriterlerini dikkate almak gerekir.

Test çıktısında bir gri skala ve sayısal değerler bulunur. Skalada gri görülen alanlar skotom olarak adlandırılır ve hastanın bu bölgelerde, hedefi ya hiç görmediği veya eşik değerinde yaş grubu ve cinsiyetine göre farklı gördüğü belirtilir. Çıktıdaki sayısal değerler defektin cinsini, derinliğini ve bir önceki test sonucuna göre farkı belirler.

Görme alanı sonuçta sübjektif bir testtir. Hasta bizi yanıltabilir. Test çıktısında belirtilen güvenlik kriterlerinin doğrulanması bu yüzden çok önemlidir. Bu dezavantajına rağmen uzun zamandır kullanılıyor olması, yaygınlığı ve yaş ve cinsiyet standardizasyonunun güvenilir olması nedeni ile halen geçerliliğini sürdürmektedir.

Tedavi
Glokomun tedavisinde üç farklı hedefimiz vardır.

  1. GİB'nın düşürülmesi.
  2. Vasküler risk faktörlerinin ortadan kaldırılması ve oküler perfüzyon basıncının dengelenmesi.
  3. Nöroproteksiyon, yani hasar mekanizmalarından sinir hücrelerini korumak.

Glokomun sınıflamasında da belirttiğimiz gibi ikincil glokomlarda, glokoma neden olan göz hasarının da ortadan kaldırılması gereklidir. Örneğin ilerlemiş katarakta bağlı gelişmiş glokomlarda katarakt ameliyatı yapılması sorunun çözülmesi için önemli bir başlangıçtır.

Günümüzde klasik glokom tedavisinde GİB düşürülmesi ağırlıklı ilgi alanımızdır. Yukarıda belirttiğimiz diğer iki hedef için “kanıta dayalı tıp” verilerine uygun tedavi seçeneklerinde yetersizlikler vardır ve araştırma aşamasında çalışmalar sürmektedir.

GİB düşüşü ilaç, laser ve/veya cerrahi tedavi ile sağlanmaktadır. Standard glokom hastası olmadığı için standard tedavi sıralaması da yoktur. Tedavi seçeneklerinde hastalığın ağırlığı, tipi ve hasta uyumu göz önüne alınarak ilk model seçilir. Yetersiz ilk model sonrası diğer seçeneklere geçilir(5,6,7).

Tedavi başlanılmadan önce hastalığın felsefi ve psikolojik yönü anlatılmalıdır. Hastaya glokom tanısı konulduğu gün hangi tipte glokom olduğu, hastalığının ağırlık düzeyi ve olası gelişmelerin neler olabileceği belirtilmelidir. Unutulmaması gereken nokta, glokomu tedavi edici bir yöntemin henüz keşfedilmediğidir. Tüm gaye hastalığı ilk gördüğümüz seviyede tutmak ve hastanın tüm yaşamı boyunca “görüyor” olmasını sağlamaktır.

Antiglokomatöz İlaçlar
GİB'nı düşürücü ilaçlar, göz sıvısının yapımını azaltıcı veya sıvının göz dışına atımını kolaylaştırıcı ilaçlar olarak iki farklı grupta etkinlik gösterir. Farmakolojik ve farmakodinamik etkinlikleri farklı birçok ilaç vardır. Bu ilaçlardan hangisinin seçileceğine glokomun tipi, düzeyi, hastanın sistemik hastalığı ve kullandığı ilaçlar dikkate alınarak karar verilir. Kullanılan tüm ilaçların oküler ve/veya sistemik yan etkileri vardır. Küçük bir damlanın sistemik dolaşımdaki etkinliğinin bir tabletten fazla olabileceği unutulmamalıdır.

Parasempatomimetik Ajanlar: Kolinerjik ajanlar, parasempatik sistem tarafından uyarıldıklarında kasılan iris siliyer kasları üzerine taklit etki gösterirler. Pupilde miyozis ve trabeküler ağda genişleme gelişir. Göz sıvısının dışarı atılmasında en önemli bölümü oluşturan trabeküler kanallar üzerindeki direncin azaltılması, GİB'nın düşmesine neden olur. İlk keşfedilen antiglokomatöz ilaçlardan olan Pilokarpin, bu grup ilaçlardandır.

Oküler yan etkileri açısından incelendiğinde, pupilin karanlık-aydınlık hareketliliği, akkomodasyon (uzak ve yakına uyum sağlama, siliyer kasın kasılması ile sadece yakını net görebiliriz, uzak görme keskinliği azalır) bozulur. Periferik görme alanı daralır. Devamlı kas kasılmasına bağlı ağrı meydana gelebilir. Kan damarlarında genişleme ve kan-aköz bariyerinde yıkılmaya neden olur.

Sistemik yan etkileri oldukça nadir görülür. Bulantı, kusma, halsizlik, salgılarda artış ve ishal gelişebilir. Astım hastalarında atak geliştirebilir.

Sempatomimetik Ajanlar: Adrenerjik ajanlar olarak da adlandırılan bu grup, sempatik sinir sistemini taklit eder. Alfa ve Beta reseptörlere seçici veya ikisine birden etki edebilirler.

Bu grupta yer alan ilaçlar şunlardır:
  1. Epinefrin (Adrenalin): Glokom tedavisinde ilk kullanılan ilaçlardandır. Kornea geçişinin olması nedeni ile Dipivefrin adlı “pro-drug” formu damla olarak kullanılır. Hem alfa, hem de beta adrenerjik reseptörlere etkinliği vardır. GİB düşürücü etkisini bir dizi karmaşık reaksiyon sonucu sağlar. Damlatıldıktan hemen sonra, önce beta adrenerjik reseptörlerin uyarılmasıyla göz sıvısı yapımında artış olur ve GİB'ı artar. Daha sonra, trabeküler ağ tabakadaki beta reseptörlerin uyarılması ile dışa akım direnci düşer, alfa 2 reseptörlerin uyarılması ile de göz sıvısı yapımı azalır. Böylece GİB ı düşmüş olur.

Oküler yan etkisi oldukça fazla olduğundan günümüzde kullanımı sınırlıdır. Gözde batma, sulanma gibi alerjik semptomlar, midriasis, kornea ve konjunktivada melanin pigmenti birikintileri, maküla ödemi, vazokonstrüksiyon etkinliğine bağlı santral ven oklüzyonu ve gözün ön ve arka segmentinde yetersiz perfüzyon gelişir. Bu yan etkilerinden dolayı, Plato iris ve dar açılı, kapalı açılı glokomlarda kullanımı kontrendikedir.

Sistemik yan etkileri ise, taşikardi, kalp ritminde düzensizlikler, kan basıncında artış ve bronkospazmdır.

  1. Klonidin, Apraklonidin ve Brimonidin: Alfa-Selektif Adrenerjik Agonisttirler. Alfa 2 reseptörleri uyarırlar. Sıvı yapımını azaltıcı ve dışa atımı kolaylaştırıcı etkinlikleri vardır. Bromidin’in nöroprotektif etkinliğinin olduğuna dair yayınlar vardır.

    Batma, sulanma gibi oküler yan etkileri yanı sıra kan basıncında düşme, baş dönmesi ve ağız kuruluğu sistemik yan etkileridir. Antidepresan veya oral MAO inhibitör kullananlarda kontrendikedir.

Sempatolitik Ajanlar: Sempatik sinir sistemi aktivitesini bloke ederek etkinliğini gösterirler.

Beta blokerler bu grup ilaçlardandır. Timolo, Betaksolol, Carteolol, Metilpranolol ve Levobunolol gibi preperatlar vardır. GİB nı düşürücü ve Nöroproteksiyon etkileri ile glokom tedavisisnde kullanılmaktadır. GİB nı, göz sıvısının yapımını azaltarak düşürür. Beta-1 ve Beta-2 reseptörleri selektif veya ikisini birden bloke edebilirler. Glokom tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Ciddi bir oküler yan etkileri yoktur.

Astım, kronik obstrüktif pulmaner akciğer hastalığı, sinüs bradikardisi, 2. ve 3. derece AV blok ve kalp yetmezliğinde kullanılmaması önerilir. Sistemik nedenler ile beta bloker kullananlarda da damla olarak ilave verilmesi önerilmez. Ayrıca kalsiyum kanal blokerleri, angiotensin-converting enzim inhibitörleri, diüretikler, kardiak glikosidler, tiroid ilaçları, hipoglisemik ajanlar, nonsteroidal antienflematuar ilaçlar ve hormon replasman tedavisi ilaçları ile kullanımında dikkatli olunmalıdır.

Sistemik yan etkileri şunlardır;
  1. Dermatolojik Yan Etkiler: En yaygın görülen şekli kontkt dermatitdir. Liken planus, psoriasis ve tırnaklarda pigmentasyon diğer yan etkileridir.
  2. Kardiovasküler Yan Etkiler: Aritmi, senkop, kalp bloğu, çarpıntı.
  3. Pulmaner Yan Etkiler: Bronkospazm.
  4. Santral Sinir Sistemi Yan Etkileri: Depresyon, baş ağrısı.
  5. Kan Lipidleri Üzerine Etkisi: Serum HDL düzeyini düşürür, Trigliserid düzeyini yükseltirler.

Damlaların sistemik dolaşıma katılması, konjunktiva yoluyla veya nazolakrimal kanaldan geçerek burun mukozası tarafından sağlanır. Bu yolla sistemik dolaşıma katılan farmakolojik ajanın, karaciğer metabolizmasından geçmeyeceği için sistemik etkinliği güçlü olacaktır. Örneğin ağız yolu ile verilen beta blokerin %30-40’ı karaciğerden geçerek sistemik dolaşıma katılabilir. Bir damla %0.5 Timolol 10 mg ağızdan alınan doza eşdeğer sistemik etkinlik gösterir. Glokom hastalarının ilaçlarını kronik kullandıkları düşünülürse yan etkinliklerinin ne kadar önemli olduğu kavranır. Tüm ilaçların kullanım dozuna da dikkat etmek gerekmektedir. Tüm göz damlaları her seferinde sadece bir damla damlatılmalıdır. İki veya daha fazla damlatılan damlanın oküler faydalı etkinliğinde olumlu bir artış olmamasına rağmen, sistemik yan etkinliğinde katlanarak artan olumsuzluklar gözlenir.

Karbonik Anhidraz İnhibitörleri: Karbonik Anhidraz enziminin, karbondioksit ile suyun birleşerek bikarbonata dönüşümünü katalazlamasını bloke eden bu grup ilaçların yapısında Sülfonamidler vardır.

GİB düşürülmesinde tablet veya damla formunda kullanılmaktadır. Asetazolamid, Metazolamid, Dorzolamid ve Brinzolamid gibi preperatları vardır. Sıvı yapımını azaltarak etkinliğini gösterirler.

Oküler yan etkileri hayli azdır. Kornea endotel bozukluğu olanlarda kullanımında dikkatli olunması tavsiye edilir.

Sistemik yan etkileri ağızdan verilen formunda oldukça fazladır. Asit baz dengesinde bozulma, parestezi, iştah ve libido kaybı, ağızda acı tat, potasyum kaybı, kalp ve böbrek bozuklukları gelişebilir. Topikal kullanımında sistemik yan etkiler hayli az oranda görülmektedir.

Prostaglandin Analogları: Antiglokomatöz ilaç ailesine son katılan gruptur. Latanoprost, Unoprost, Travoprost ve Bimatoprost bu gruptandır. Günümüzde en fazla kullanılan gruplardandır.

Üveoskleral dış akım direncini azaltarak GİB'nı düşürür.

Batma, kaşıntı kızarıklık gibi alerjik bulguların yanı sıra, kirpiklerde uzama, iris renginde değişiklik, maküla ödemi oküler komplikasyonlarıdır. Üveitli ve katarakt ameliyatlı hastalarda kullanılmaması tavsiye edilir.

Halen belirtilmiş ciddi sistemik yan etkisi tanımlanmamıştır. Prostoglandin analoglarının sistemik dolaşımdaki yarı ömürleri çok kısa olduğu için hedef doku etkinlikleri oldukça az olmakta bu yüzden yan etkileri gözlenememektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi hemen hemen tüm ilaçların sistemik yan etkileri vardır. Yan etkileri minimalize etmek için nazolakrimal kanalın kapatılması önerilebilir. Bunun için hasta damla koyarken parmağı ile göz kapaklarının buruna yakın iç kısmında bulunan punktumlara tıkaç yapmalıdır. Böylece damlaların orofarinks damarlarınca emilmesi ve sistemik dolaşıma katılması bir miktar önlenebilmiş olur. Ancak bu işlem sırasında tırnak ile korneanın çizilmemesine dikkat etmek gerekir.

Glokomda Lazerin Kullanımı
Farklı glokom tiplerinde farklı lazer teknikleri kullanılmaktadır.

Pupil bloklu kapalı açılı glokomda yapılan laser iridotomi, arka kamaradan ön kamaraya sıvı geçişini sağlar. Açık açılı glokomda yapılan trabeküloplasti ise, trabeküler direnci azaltarak GİB nın düşmesine yardımcı olur.

Glokomda kullanılan tüm laser tekniklerinin ciddi bir komplikasyonu yoktur.

Ameliyatlar
Glokom ameliyatı diğer tedavi yöntemleri ile basıncı düşürülemeyen veya düşürülemeyeceğine inanılan hastalara uygulanır. Amaç göz basıncını düşürerek hastalığın ilerlemesini durdurmak ve yavaşlatmaktır. Kaybedilmiş sinir hasarlarının ve görme fonksiyonlarının tekrar kazandırılması mümkün değildir.

Glokomun tiplerine göre seçilebilen birçok cerrahi teknik vardır. biz burada en sık yapılan iki teknik üzerinde duracağız.

Trabekülektomi: Göz sıvısını venöz sisteme taşıyan trabekülumdan bir parça çıkartılarak ön kamara ile konjunktiva altını fistülize eden yöntemdir. Hastanın durumuna göre her çeşit anestezi tekniği kullanılabilir. Bütün glokom tiplerinde uygulanabilir. Başarı şansı yüksektir.

Derin Sklerektomi ve Viskokanalostomi: Trabekülektomiden farklı olarak göz perfore edilmeden Schlemm kanalının ve dış trabekülumun bir parçası çıkarılarak sıvı akışının anatomik yolunu bozmadan devam etmesi sağlanır. Sadece açık açılı glokomlara uygulanabilir. Başarı şansı yüksektir, ancak zor bir tekniktir.

Ameliyat Komplikasyonları: Glokom ameliyatlarının komplikasyonları, birkaç günde kendi kendine geçebilen komplikasyonlardan gözün tamamen kaybına kadar geniş bir şiddet derecesine sahiptir. Ön kamarada hemoraji görülmesi, koroid dekolmanı, basıncın istenilenden düşük veya yüksek olması, maküla ödemi, katarakt ve endoftalmi en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Derin sklerektomi ve viskokanalostomi komplikasyon oranları trabekülektomiye göre hayli düşüktür.

GİB Düşürücü Tedaviler Haricindeki Glokom Tedavileri
Glokomun fizyopatolojisinde belirtilen vasküler ve nörojenik bozuklukları durdurmak amacı ile yapılır. Standardize edilebilmiş ve kanıtlanmış bir tedavi modeli halen yoktur.

Kalsiyum kanal blokerleri, Magnezyum ve serbest radikal giderici ilaçlar ile hastanın sistemik yetmezliklerini giderici ilaçlar bu amaçlar ile kullanılmaktadır.

Yaşlı Hastanın Tedaviye Uyumu
Hastalar muayenehanemizde yaşamazlar. Evlerinde veya işlerinde ilaçlarını kullanmaları gerekir. Oftalmolojide kullanılan ilaçların büyük çoğunluğu damladır. Damla tedavisinin uygulanması, ağızdan ilaç kullanımına göre daha zordur. Hastanın yeterli el becerisi gerekir.

Glokomlu hastaların büyük bölümünün yaşlı olduğunu düşünecek olursak tedavi uyumunun daha da zor olabileceği düşünülür. Stewart RB ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada, gün içinde damlatılacak damla sayısında artış oldukça hasta uyumunun düştüğü gösterilmiştir (8). Günde tek damla damlatanlar %87 oranında her gün damlatmalarına karşın 4 ve üstünde damla damlatılması istenildiğinde başarı oranı %39’a düşmektedir.

Diğer bir uyum problemi de damlanın göze isabet edip etmediğinin anlaşılmamasına bağlı sorunlardır. Hasta damlanın gözüne damladığını hissedemezse ikinci veya daha fazla sayıda damlayı gözüne damlatır. Hepsinin isabetli olduğunu düşünürsek, lokal ve sistemik yan etkilerin artması kaçınılmazdır. Göze isabetli olmayan damlalarda veya her seferinde birden fazla isabetli damla damlatmaya bağlı ilacın beklenen zamandan önce bitme sorunu ile karşılaşırız. Bu durumda hasta ilacı bitince tedavisini keser, doktora gidene kadarki zamanda tedavisiz kalır.

Tedavinin reçete edilmesi yanı sıra tüm bu olumsuz senaryolar hakkında da hastayı bilgilendirmek, başarılı olamayacağına inanılan veya başarısız olduğu görülen hastalarda diğer tedavi şekillerine geçmek yerinde olur.

“Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz’da bir yürüyüşe çıkabilir.”
Orhan Pamuk

Kaynaklar
  1. European Glaucoma Society: Terminology and guidelines for glaucoma 2. edition, Dogma, Savona, İtalya, 2003, Ch2-5
  2. Harvey P.T: Common eye diseases of elderly people: Identifying and treating causes of vision loss. Gerontology 2003; 49:1-11
  3. Gupta D: Glaucoma, diagnosis and management. Lippincott Williams & Wilkins, Philadelphia, 2005, 5-14
  4. Higginbotham EJ, Lee DA: Clinical guide to glaucoma management. Elsevier , 2004
  5. Novack GD, O’Donnell MJ, Molloy DW: New glaucoma Medications in the geriatric population: Efficacy and safety. JAGS 2002; 50: 956-962
  6. Arıcı MK, Arıcı DS, Topalkara A, Güler C: Adverse effects of topical antiglaucoma drugs on the ocular surface. Clinical and experimental ophthalmology 2000; 28:113-117
  7. Schuman JS. Antiglaucoma medications: A review of safety and tolerability issues related to their use. Clinical therapeutics 2000; 22:167-198
  8. Stewart RB, Cluff LE: A review of medication errors and compliance in ambulant patients Clin. Pharmacol ther. 1972; 13:463-468
ÖNCEKİ SAYFA